11 Ekim 2009 Pazar

Türkiye - Ermenistan - 3 Büyüklerin Sakatlık Telaşesi

Aslında Belçika maçı için bu konuyu yazma amacındaydım fakat Fatih Terim ilk 11'i açıkladığında Bosna Estonya'yı yenip filmi koparmamıştı henüz.O açıdan Belçika maçı hoş görülebilir.(Şahsım tarafından değil tabii ki.Milli takıma futbolcularını yollayan 3 büyükler tarafından)

Ermenistan maçının ilk 11'ini merak ediyorum şimdiden.Zira milli takımın oyuncu kadrosunun %90'ını oluşturan 3 büyük klübün oyuncularının milli takımdan sakat dönmesi şikayeti var uzun süredir.

Zamanında Rüştü'nün İtalya ile oynanan hazırlık maçında sakatlanışı ve Fenerbahçe-TFF arasındaki problem ve geçtiğimiz Estonya maçında sakatlanan Gökhan Zan için Riijkard'ın Fatih Terim'e serzenişi akıllarda.Estonya ve Bosna maçları için Fatih Terim ve ekibinin geçerli sebepleri vardı fakat bu sefer durum farklı.Tamamen formalite maçı.(Politik önemini göz ardı ederek).Ve 3 büyük klübün önümüzdeki haftalarda önemli maçları var.(Galatasaray-Trabzon Fenerbahçe Galatasaray,Beşiktaş-Wolfsburg..)

Bakalım Fatih Terim 3 büyük klübün bu durumunu göz önüne alacak mı? Maça ideale yakın bir 11 ile ile çıkıp sakatlık yaşanır ise klüplerin tepkisi ne olacak,görevini tamamlamış olan Fatih Terim ne cevap verecek?

Neden Lucescu?

Dün DK2010 şansımızı yitirdik,muhtemeldi,bekleniyordu.Biz de 5 futbolsever kahvehane insanı arkadaş olarak gayet serinkanlı bi şekilde maçları takip ettik,kendi çapımızda analizler yaptık,tahminler yürüttük.Maçlar beklediğimiz gibi bitti.Fatih Terim de beklediğimiz hareketi yapıp istifasını açıkladı.Bunun ardından bütün bir gece sadece çay tüketip aynı şeyi düşündük."Şimdi kim gelecek?"

Ertuğrul Sağlam dedi bir arkadaş.Aynı anda diğer 4 kişinin ağzından "Cıkk! Ertuğrul olmaz" kelimeleri döküldü.Ertuğrul'u öneren arkadaş kabahat işlemişcesine kafasını öne eğdi.Diğer arkadaşların gerekçelerini bilemiyorum ama bence Ertuğrul Beşiktaş'taki görevinin altında bile ezilmişken milli takım gibi her yönden eleştiri alabileceği bir takımı çalıştırması mümkün gelmedi bana.Ayrıca teknik direktörlük becerileri hakkında da şüphelerim var.

Düşündük yine,Ayvalık'ın Midilli'nin yanıp sönen ışıklarına bakarak."Olum Denizli istifa ederse o gelir" dedi bi başka arkadaş.Tamam gelmesine gelir,o görevin de altından kalkabilecek 2-3 yerli hocadan da biridir Denizli fakat henüz istifa etmiş değil bu bir,ikincisi Beşiktaş'taki görevini bırakıp hemen akabinde milli takımın başına geçmesi mümkün değil.Ayrıca Denizli'nin sezon ortasında görevi bırakabileceğine de ihtimal vermedim ben şahsım adına.

Şenol Güneş geldi aklıma."hmmmm,hıııı" diye inleyen arkadaşların arasından biri "O da basınla mücadele edemiyor be kardeşim,neydi o Dünya Kupası zamanları.3.olduk adam hala şeklini koyamadı,her zaman eleştirildi" dedi.Basına karşı koyma hususu milli takım antenörlüğü için önemli bi özellik.Zira eleştirilere gerekli tavrı takınarak cevap veremiyorsanız basın hep üzerinize geliyor her yönünüzü eleştiri konusu ediniyor.Ki hatırlıyorum Şenol Hoca'nın giydiği takım elbiselerine bile eleştiri gelmişti 2002 Dünya Kupası'nda.Ayrıca antrenörlük dehası olmadığı da kesin.Ertuğrul için duyduğum şüphelerin büyük bi kısmını Şenol Hoca için de duydum.
Yerli hocaları tükemek üzereyken arkadaşın biri "Lan Bülent Uygun olabi..." demeye kalmadan kendisini evine doğru uğurladık.Aşırı dozda demli çaydan beyni bulanmış garibimin.

Yabancı hocaları düşünmeye başladık.Yerlilerden umudumuzu kesmiştik zira.Her biri için geçerli sebeplerimiz vardı.Fakat nedense yabancı hoca mevzubahis olunca Türk takımlarının tercihleri beni hep şaşırttı bu zamana kadar.Galatasaray'ın 2. kez Feldkamp tercihi ve Almanya'da dahi kendini kanıtlama aşamasını geçmemiş Skibbe'si Trabzonspor'un Lazaroni'si küme düşüren Broos'u,Beşiktaş'ın Tigana'sı hep beklemediğim isimlerdi.Federasyonun da böyle bir süpriz yabancıyı getirip milli takımın başına geçirmesi ihtimali kafamı çok bozdu o an için.Arkadaşlara da ilettim bu kötü hissiyatımı.Aynen katıldılar.

Peki federasyon süpriz birini seçmese gayet makul birini seçse kim gelirdi milli takımın başına? Düşündük.Aklımıza saçma sapan isimler geldi."Gigi Multescu gelsin lan" diyen bile oldu.Ama hepimizin aklında hep sotede beklettiğimiz bi isim vardı.Lucescu.Adam nasıl bir güven verdi ise millete,"Lucescu gelse üfff takım çatır çatır top oynar" diyor herkes.Hiç istisnasız Lucescu ismi herkezi heyecanlandırıyor.Her antrenöre kulp takabilecek insanlar bile "Ha tamam o gelirse olur" diyor.Lucescu'nun Türkiye'de 2 İstanbul takımını şampiyon yapmış olması,Galatasaray'a Süper Kupa'yı kazandırması,Şampiyonlar Ligi.'nde hem Beşiktaş hem Galatasaray ile başarılı oluşu muhakkak ki onu güvenilir kılan yön.Fakat bu adamın antrenörlüğü dışında Türk Futbol Kamuoyunda belli bir ağırlığının olması,her önemli maçtan önce "Lucescu'nun da görüşlerini aldık..." şeklinde bilirkişi olarak görülmesi de bu güvenilirliğini elde etmesinde önemli.

Federasyonda da muhakkak bizim gibi kahvehane insanları gibi düşünen insanlar mevcuttur.Hatta şu an ciddi manada Lucescu ile görüşmeler bile başlamış olabilir.Eğer Lucescu gelir ise ilk defa bir antrenörün göreve gelişi beni ve bi çok insanı tatmin edecek sanırım.

10 Ekim 2009 Cumartesi

Çanakkale 17 Gençlik


http://canakkale17genclik.blogspot.com/ adresinden hafif hafif Çanakkale Dardanel'i karalamaya başladım.Asıl amacım blog aleminde düzenli olarak bu takımı yazan blog yazarlarını bi yerde toplamak,tek elden yayın yapmak.Şimdi tek tek hepsine ulaşıp bu talebimi ileteceğim.Biberleyelim Co!

28 Eylül 2009 Pazartesi

Çek git bebeğim uzaklara

Bursa maçı sonrası Diyarbakırlı yöneticiler sanki el bombasının pimini çekecekmiş gibi "Çekerim bak yaklaşmayın valla çekerim takımı ligden" diye tehditler salladılar.Gerçi kimi tehdit ettiler,takımı çekseler kim "Aman yapmayın etmeyin" der orası meçhul.

Maçlarda taraftarları aleyhlerine yapılan tezahüratlardan şikayetçiler,fakat o tezahüratları hak etmediklerini gösteren tek bir hareketlerini göremedik devlet ittirmesinden sonra 2.kez çıktıkları Süper Lig maçlarında.Özellikle Fenerbahçe maçında yapılanları hatırladıkça Bursa'da gördükleri muamele "müstehak" gibi geldi bana.

Başkanın açıklamaları da enteresan,Fenerbahçe maçındaki olayları yönetime karşı bi provakasyon olarak nitelendirmiş,Bursa'da yapılanlar ise ülke adına ürkütücü seviyede siyasi olaylarmış,Diyarbakırspor Türkiye'nin takımıymış.Kardeşlik ve barış sürecindeymişiz vs vs..Bu kadar politik cümleden sonra Diyarbakırspor'un ajitasyon yolu ile 1-2 sezonu daha devlet eli yardımı ile Süper Lig'de geçirmesi muhtemel. Zira dönem "barış süreci,kardeşlik,dostluk" söylemlerinin en çok piyasa yaptığı dönem.

Diyarbakır yönetiminden kendini bilmezin biri de "Bursaspor'u Diyarbakır havaalanına indirmeyiz" demiş.Benim tanıdığım Bursalılar bu sözlerden sonra oraya ama uçakla ama trenle ama otobüsle gider "Türkiyenin takımıyız" diyenlere,şehir takımcılığı şehir takımı taraftarlığı nasıl olur ders verir.

26 Eylül 2009 Cumartesi

Bu hafta patlar mı?

Nedir bu "patlatma" uğraşı.

"Galatasaray Eskişehir'le oynuyo hacı,bu hafta patlar mı Cim Bom he?"

"Olum Antalya kesin Fener'den puan alıcak,patlıycaklar bu hafta görürsün"

Millet olarak serileri bozma,bozdurma,bozulunca sevinme olayımızı çözebilmiş değilim.Galatasaray taraftarı haricinde herkes Es-Es-Es Ki-Ki-Ki diye dolanıyor ortalıkta,aynı şey Antalya için de geçerli.Neden bozan taraftanız? Hadi Beşiktaş taraftarısın ve rakiplerinin rakibini destekliyorsun,anlarım Bursalısı Kayserilisi Çanakkalelisi..Size noluyor ulan?

Bu türün 2.gelişmiş halleri de kendi takımlarımızın değil yabancı takımların serilerine takmış vaziyettedir.Daha elim ve vahimdir.Real Madrid'in galibiyet serisi bitsin diye Osasunalı Villarealli olan arkadaşlarım var,üzülüyorum,utanıyorum.

20 Eylül 2009 Pazar

Maku

Geçtiğimiz sezon başında bi transfer söylentisi dolanıyordu,Anadolu klüpleri de hafif hafif Avrupa'da adı duyulmuş oyuncuları getirtmeye başlamıştı ve bu furyaya kapılan Kayserispor Nürnberg ile küme düşen Çeklerin ünlü santraforu Koller'e teklif götürmüştü.Tabi dedim ya söylentiydi bu,belki de Kayseri Koller ile hiç ilgilenmemişti bile ama bu isimde ve bu tarzda bir oyuncuyu Türkiye'ye getirmek çok akıllıca gelmişti bana.Olmadı.Kayseri Koller'i almadı.Hedef santrafor ile oynasa çok daha başarılı olabilecek olan Kayserispor tam tersi tarzda oynayan Aghahowa'yı transfer etti.Sonuç malum.Aghahowa ve Kayseri başarısız oldu ve yollar ayrıldı.
Geçtiğimiz sezonki Koller girişiminin söylenti olmadığı ise bu sezon başında belli oldu.Tolunay Kafkas yada Süleyman Hurma Koller ayarında bir santraforu gidip Portekiz'den bulup getirdi.Sezonun hemen başında Portekizli Ariza Makukula takıma kazandırıldı.
Aslında ülkemizde pek tanınmasa da zaman zaman Portekiz Milli takımının formasını dahi giyen bi oyuncu Zaire asıllı Makukula.Ve bu sezona gayet iyi başladı.Galatasaray maçında attığı gol ile ne derece tehlikeli bir santrafor olduğunu gösterdi.Sonrasında Denizli maçı ve bu akşam oynanan Beşiktaş maçı ile gol sayısını 3'e çıkarttı.
Makukula sezon sonuna dek,hava toplarında sıkıntı yaşayan Türk takımlarının savunmalarına zor anlar yaşatır ve Kayserispor için bir çok sayı üretir kanaatimce.Ayrıca Kayserispor'lu yöneticiler La Liga ve Premier Lig tecrübesi bulunan bir santraforu kiralık da olsa takımlarına kazandırarak muazzam iş çıkarmışlar.Süper Lig'e en azından UEFA Kupası'na katılma hedefi ile başlayan kalburüstü Anadolu klüplerimiz Kayserispor'un bu hamlesini görmeliler ve bu transfer politikasını benimsemeliler.Bursaspor Eskişehirspor Gaziantepspor gibi klüplerimiz bu ayarda transferleri yapacak maddi güce sahipler.

19 Eylül 2009 Cumartesi

Incredible Come Back

"Bitmez!" denen bitti olmaz denen oldu ve eve geri döndüm.Askerlik görevim bitti.

Anne yemeği,televizyon kumandası ve sivil giyisilerle beraber blog aleminde dolanmak da özlediklerim arasındaymış meğer.Derhal blog görünümüne bi ayar verdim ve yazmaya başladım hafiften.Futbol karalamaya devam edicem naçizane.

11 Nisan 2009 Cumartesi

Roma'da Lazio vardır!

Giderayak böyle bi derbiye denk gelmiş olmam hem sevindirici hem üzücü oldu.Zira ilk 4 dakikadaki şovu izleyip 2.yarıyı seyredememiştim askeri birliğime yol almam sebebiyle.Uzunca bir süre yazmama durumunda kalırım diye düşünürken böylesine ezici bir galibiyete kayıtsız kalamadım,çok değerli Ömerciğimin de isteği üzerine yazıyorum.

"Sezona fırtına gibi başlayan" diye girip bu aralar ne kadar formsuz ve istikrarsız olduğundan dem vurulan Lazio bugün maçın başında Roma'yı nasıl da komaya soktu! Derbi maçların favorisi olmaz klişesinin yanında bir de ligde daha alt sırada olan kazanır eklenmeli bence.Dikkat ediyorum 2 takım arasındaki maçlarda üst sıradaki kimse maçı kazanmak zorunda olan ligde hedefleri bulunan hangi takım ise o takım daha bozuk bir konsantrasyonla ve tutuklukla maça başlıyor.Bugün de öyle oldu ŞL yahut UEFA hedefinde olan takım Roma iken ligdeki hedeflerinden uzakta ve istikrarsız olan Lazio kazanmak zorunda gibiydi.

Mexes için ayrı bir paragraf yazmak istiyorum.Bu adamın çirkefliği yüzüne de mi yansımış nedir Totti'nin bi boy ufağı şeklinde ama x2 kat daha pislik maç içinde.Yenilgiyi kaldıramama gibi bir durumu var.Allah acılarını tez elden dindirsin.

Balıkesir otogarındaki internet cafe hakkında da yazmalıyım.Gayet rahat,servis iyi,menü sağlam,çaylar demli,tostlar kıyak.Tavsiye ederim.

2 Nisan 2009 Perşembe

Rahat! Hazrıoouuul!

Asker oldum dün itibari ile.Bloga zaten uzun zamandır yazamıyordum bu da askerden dönene kadar ki son yazım olur muhtemelen.Ölmez sağ kalır isem askerlik dönüşü de yazıp çizme niyetindeyim.

5 Mart 2009 Perşembe

Özledik - Sportaç



Neredesin çocukluğumuzun markası?

Fuhuş değil tecavüz

Ufak bi umutla da olsa Inter'in kaybedebileceğini,Mourinho'nun küstahlığının,çirkefliğinin tavan yaptığı dönemde olası bir mağlubiyet ile afallayacağını düşünerek oturduk tv başına ve maçı izlemeye koyulduk.

Aman yarabbi,o da ne? Henüz dakika 42 ve hakemin kararlarında hiç bir anormallik yok,fakat skor 3-0.Sampdoria ezdi dövdü bıraktı Inter'i.İkinci yarıda bir de 10 kişi kaldılar,e hadi buyur Mourinho efendi göster marifetini.Nerdeee.Beyimiz klübeye çakıldı sanki,suratındaki ifade "Ay bana bişeyler oluyo" ifadesiydi.Dokunsalar ağlayacak gibi.1 gol için debelenip duran Interlilere Castellazzi dur dedi.Roma maçının assolisti Balotelli de tık yok.Adriano ona keza.Inter'i severim taraftarından ötürü ama bu Mourinho ile başları beladan kurtulmaz.Her takım artık Inter'in karşısına bilenerek çıkar.İtalya Kupası gitti.Haftaiçi Şampiyonlar Ligi'de uçup giderse artık Mourinho düşünsün.

4 Mart 2009 Çarşamba

Maç İzlemek

Lazio-Juventus maçı için yazı yazma gibi bi düşüncem yoktu ama bu gece o kadar lezzetli bir maç tattık ki birilerine anlatmadan,bi yerlere yazamadan geçemeyeceğim.

Öncelikle bir maçı tv'den takip edeceksek eğer yayının kalitesi herşeyden önce geliyor.Ntvspor açıldığından bu yana yayın hususunda bir sıkıntımız yok,sağolsunlar en izlenesi maçları hep yayınladılar.Asıl yayını yapan italyan kanalı (ki sanıyorum Sky) bizim Lig Tv yayın ekibine ders vermeli.Atakları kesmeden pozisyonları tekrar ediyorlar,tribünlerdeki taraftarları gol anında gösteriyorlar,koreografi vs. olduğu zaman Lig Tv ve D-Smart gibi 2-3 saniye değil uzun uzun gösteriyorlar.Bir de Emre Gönlüşen o kadar akıcı o kadar güzel anlattı ki maçı takdir etmemek elde değil.Ertem Şener ve Emre Tilev gibi iki şaklabanı 1 hafta içinde ard arda dinledikten sonra bu maçta gerçek bir maç anlatımı nasıl oluyormuş hatırlamış olduk.

Maça gelecek olursak.Kısmen yedek oyunculara yer verilmiş olsa da tüm futbolcular maçı kazanmak için oynadı.Ne Juventus öne geçtiğinde yaslandı,ne de Lazio 2-1 ile yetinme çabası içine girdi.Yaşlı oyuncuların rölanti oyunlarına karşı genç oyuncuların heyecanlı istekli halleri çok hoşuma gitti.Fazla sayıda gol pozisyonuna girilmesi,pas hatalarının azlığı,oyunun gereksiz fauller ile kesilmemesi ile göze çok hoş gelen bir futbol çıktı ortaya.Ayrıca desteklediğim takımın da maçı kazanmış olması keyfimi ikiye katladı,onu da söylemeden edemem.

Para verip ne stadtan ne Lig Tv'den ne de D-Smart'tan böylesine hoş maçlar seyredemiyoruz ne yazıkki.Bizim liglerimizde bu kalitede oyunları izlemek hiç nasip olmadı,olmayacak gibi de.Bu sebepten yabancı liglerdeki futbol maçlarına muhtacız.Serie A'ya La Liga'ya Premier Lig'e zeval verme Ya Rabbi ! Amin.

3 Mart 2009 Salı

Nostalji Olayı (5) - Fevzi Tuncay

"İnişli çıkışlı form grafiği" tabiri vardır ya türk futbol jargonunda,o tabir bu adam için türetilmiş sanki.Fevzi Tuncay,1995 yılında henüz 18 yaşında iken geldiği Beşiktaş'ta bulunduğu 7 sezon içinde en tepeyi ve en dibi görmüş,Anadolu'yu diyar diyar dolaşmış,artık hakkında "Futbolu bırakmış olum" söylentileri çıkmışken tekrar adını duyurmaya başlamış bir kaleci.

Daum'un Almanya'dan bulup getirdiği şapkalı kaleci Aumann'ın beğenilmemesinden sonra kaleye Hırvat Mrmic geçirilmiş arkasına da Muğlaspor'dan 18 yaşında genç bir kaleci olarak transfer edilmişti.Kaleyi devraldığı ve neredeyse tüm maçlarda oynadığı 1999-00 sezonunun şampiyonunu tayin edecek maçta Galatasaray'a karşı yediği o unutulmaz gol kariyerindeki yükselişin bir anda durmasına ve akabinde yediği hatalı goller ile tepetaklak olmasına sebep oldu.Milli takımın gelecekteki kalecisi olarak adledilen Fevzi sadece Euro 2000 kadrosunda 3.kaleci olarak bulunabildi.Shorunmu'nun gelişi ile 2.kaleci durumuna düştü.2002 yılında Denizlispor maçında yediği hatalı gol,özel hayatındaki sorunları gibi durumlarla artık yönetim ve taraftarın ona olan desteği bitmişti.Her fırsatta Fevzi'nin yerine bir kaleci almak istediğini söyleyen yöneticiler Fevzi'yi Antep'e kiralamışlardı.Gerçi Fevzi'nin yerine gelen Asper-Krajer-Myhre "Gelen gideni aratır" dedirtmişti ya,o ayrı mevzu. Antep'te yarım sezon boyunca 7 kez forma şansı bulan talihsiz kaleci sezon sonunda gittiği Samsunspor'da da bir sezon boyunca sadece 1o kez oynayabildi.Henüz 25 yaşında bir kaleci olarak kariyerinin 5.klübü Malatyaspor forması ile 3 sezon boyunca kaleyi korudu.Bu dönem içerisinde kendisini toparladı.3 Büyüklere karşı başarılı maçlar oynayarak adını tekrar duyurdu.Hatta adı tekrar milli takım için bile anılmaya başlamıştı.Fakat 2006'da Malatyaspor'un küme düşmesi ile beraber Fevzi'de takımdan ayrılan oyunculardan olmuş,Süper Lig takımlarından Manisaspor ile anlaşmıştı.Manisaspor'da 1 numara olmayı başaramayıp Bülent Ataman'ın arkasında beklemişti.O sezondan sonra Malatyaspor'a geri dönüp tutunamamış ve başladığı yere Fethiye'ye geri dönmüştü.2008 sezonu sonunda 30 yaşında bir kaleci olarak artık kariyerini bitirme noktasına gelmişken geçtiğimiz Ocak ayında Bank Asya 1.Lig takımlarından Diyarbakırspor'a transfer olarak herkesi şaşırttı.Ve Diyarbakırspor forması ile oynadığı son 4 lig maçında gol yememeyi başardı.

Diyarbakırspor Fevzi Tuncay'ın da iyi oyunları ile Süper Lig'e yükselebilir.Fevzi'de 32 yaşından sonra atlattığı onca badireden,iniş ve çıkışlardan sonra ayakta olduğunu gösterebilir.

Özledik 2 - Almeyda-Simeone-Lombardo


2 Mart 2009 Pazartesi

12 - Hakan Arıkan

Rüştü'nün kart cezası sebebi ile İBB maçında kaleye geçmesi ve oynadığı oyun ile galibiyette payı olması sebebi ile 12 serisinde sırayı Hakan Arıkan'a verdim.

Hakan Arıkan'ın adını duyurduğu hatta belki de Beşiktaşlı yöneticilerin onu transfer listesine aldığı dönem Ankaraspor'da oynarken Galatasaray maçında 2 penaltı kurtardığı dönem.O dönem hakikaten formda,güven veren,gelecek vaad eden bir kaleciydi Hakan.Tavan yaptığı dönemde milli takıma kadar yükseldi.Beşiktaş'a kendisi gibi büyük umutlarla kadroya dahil edilmiş genç bir kaleci Ramazan Kurşunlu ile takas edilerek geldi.Rüştü'nün sakatlığı ile 2007-08 sezonunda kalede Hakan Arıkan başlıyordu maçlara.Şampiyonlar Ligi maçlarında da sırıtmadan gayet başarılı oynuyordu.Fakat Liverpool ile Anfield Road'da oynanan maç Hakan'ın sonu gibiydi.Diatta ve İbrahim Üzülmez gibi beceriksiz savunma oyuncularının da katkıları ile tam 8 gol yedi ve İngiliz milli takımından sonra bir ingiliz takımından 8 gol yiyen 3.türk kalecisi oldu.1 hafta önce Liverpool'a karşı İnönü'deki başarılı formundan bahsedilen Hakan 1 hafta sonra yerden yere vuruluyordu.

O maça kadar 1 numara olan Hakan o maçtan sonra sezon bitimine kadar hem Beşiktaş'da hem milli takımda sakatlık-ceza durumları dışı forma şansı bulamadı.Bu sezonun başında yine Liverpool maçına benzer şekilde Ukrayna'nın Metalist takımı ile oynanan maçta da yediği 4 gol sırt numarası olan 84 ile dalga geçilmesine sebeb oldu."Köy takımından 4 gol yedi" diye onu eleştirenler Metalist UEFA'da tur atladıkça afallıyorlardır umarım.

O maçın üzerinden 1,5 sezon geçmesine rağmen Beşiktaş taraftarları hala o 8-0'lık skorun günahını Hakan Arıkan'a yıkma çabasındalar.Skora tesir ettiği,galibiyete katkıda bulunduğu İBB maçında bile protesto edildi.Aslında bu tavırlar Türkiye'de kaleciliğin futbol mesleğinin her mevkisinden her kademesinden daha da zor daha da nankör olduğunu gösteriyor.Ve Hakan Arıkan'ın kariyerine bakarak Türkiye'de bir kalecini hangi kriterlerle "iyi kaleci" hangi kriterlerle "kova kaleci" olduğunu görebiliriz.