18 Haziran 2010 Cuma

Değişen Fransa Değişen Futbol

80ler 90lardan sonra 2000lerin başında o topun ayağına yakıştığı oyuncuların yerini 100 mt. koşucusu gibi atletik, top tekniği zayıf, en iyi istatistiği maç boyunca koştuğu km. olan oyuncular aldı artık.

Bence futbolda yakın geçmişteki en büyük değişim oyuncuların fiziksel profillerinde oldu. Savaşan oyuncu adı altında takımlar sadece koşabilen, kazandığı topu yanındaki arkadaşına aktarmaktan başka top ile aksiyonu olmayan, adam eksiltemeyen, şut atamayan, oyun kuramayan oyunculardan kurulu hale geldi.

Bunda en büyük etkiyi İngiliz ve Fransız klüpleri ve tercihlerini bu yönde kullanan menejerler yaptı. Dün oynanan Fransa maçı bu konuyu aklıma tekrar getiren maç oldu. Çok üst düzey olmamasına rağmen teknik yönünü daha fazla kullanan Meksika, tamamen fizik güce dayalı oyuncular ile donatılmış Fransa'yı 2 golle geçti. Halbuki bundan 10 yıl öncesinde Zidane, Deschamps, Petit, gibi teknik kapasitesi bugün aynı mevkide oynayan haleflerine göre çok daha fazla olan oyuncular sayesinde Dünya Kupasını kazanmıştı. Bugün ki Fransa milli takımına göz attığımızda 98 DK kazanan kadronun teknik özelliklerine yakın tek oyuncunun Ribery olduğunu, bütün takımın onun taşıyacağı toplara bel bağladığını ama onun da ne Platini, ne de Zidane ayarında olmadığını görebiliyoruz. Sömürge ülkelerden göçmüş yahut oradan keşfedilmiş gençlerin Avrupa'da (özellikle Arsene Wenger vasıtası ile Arsenal'de) sivrilmesi ile milli takım antrenörleri de tercihlerini bu yönde kullanır oldu. Buna kısmen İngiltere milli takımını da dahil edebiliriz.

Bu durumdan daha önce muzdarip olan Almanya ise sorunu aşmış gibi görünüyor. Her zaman disiplinli, düz, insiyatif kullanmadan haddini bilerek oynayan oyuncular yetiştiren Alman milli takımı 90larda ve 2000lerin başında kreatif oyuncu sıkıntısını en çok yaşayan ülke idi belkide. Fakat milli takım kapılarının göçmen oyunculara da açılması ile beraber "Alman disiplini ile yetişen" oyunculardan farklı olarak oyuna ağırlığını koyan, insiyatif alan, teknik kapasitesi yüksek, adam eksiltmek için çaba gösteren oyuncuların dahil olması ile Almanya an itibari ile görüldü ki Avrupa ekiplerinin bu yönde en zengin takımı.

Yine coğrafyasında yetişen futbolcuların özellikleri itibari ile Gana, Kamerun, Nijerya, Fildişi Sahilleri gibi ülke milli takımları da bu turnuvada kaybetmeye mahkum gibiler. Zira oynadıkları maçlarda çoğunlukla final pası ve son vuruşlarda büyük eksikliklerinin olduğu ve bu eksikliklerin dönemsel değil yetiştirildikleri mentalite ile alakalı olduklarını gördük. Turnuvada futbolu fiziksel yönü ile oynamaya çalışan ve oyuncu seçimlerini bu yönde yapan takımlar seyir zevkini kısıtlayan, hatta yok eden takımlar olarak dikkat çekiyor.

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Ne Acayip Forma

Geçenlerde blogdan bloga zıplarken Galatasaray'ın geçmişten güne kadar ki formalarını ve hikayelerini sergileyen bir blog gördüm. Forma hadisesi de ilgimi çektiğinden girdim baktım. Şaşırdığım "vay ananıavradını" dediğim tek forma ve hikayesi;



O dönemler (90ların başı) klüplerimiz forma üreticilerine "Bana 2 çubuklu, bi düz beyaz, bi parçalı, bi turuncu, bi de leopar desenli forma yap" diyemediklerinden Adidas, Umbro, Lotto ne üretir ise onu giyerler imiş.Galatasaray'da o sezon formaları için Umbro ile anlaşmış; "Bahtımıza ne çıkarsa" diye beklemeye koyulmuşlar. Her yıl alternatif 3.forma adı altında beyaz forma giyen Galatasaray'a o yıl Umbro tasarımcıları tıpkı Avrupa klüpleri gibi aykırı bir renk ile altenatif forma tasarlamışlar. Galatasaray malzemecisi sezon başı formaları açıp "Al Hayro yeşil kazak sana,Bülent 3 sana,Hakan 9 sana,Arif al 6'yı" derken bir de ne görsün; Masmavi kareli bir forma. Umbro tasarımcıları o dönem Fenerbahçe-Galatasaray rekabetinden habersiz olmalı ki öyle bir forma yapmışlar Fenerbahçe giyse kimse "Aaaa Fener ne acayip forma giymiş lan!" demez. Hal böyle iken Galatasaray bu formayı hiç giymemiş sezon boyunca.

Galatasaray'ın bu hadisesini düşünürsek kim bilir zamanında forma üreticileri Beşiktaş için sarı, Fenerbahçe için siyah, Trabzon için yeşil forma tasarlamış olabilir.Belki de Çanakkale için bile turuncu forma falan üretmiştir bu şuursuz adamlar.Düşüncesi bile kötü.Forma dediğin arma renginde olur yahu.

1 Nisan 2010 Perşembe

goal.com ve Kötü 1 Nisan Şakası

En çok okunan futbol sitelerinden goal.com 1 Nisan şakası olarak Blatter'in İrlanda'nın Dünya Kupası'nda 33.takım olmasını kabul ettiğini yazmış.

http://www.goal.com/en-india/news/140/world-cup-2010/2010/04/01/1858709/world-cup-2010-sepp-blatter-accepts-ireland-as-33rd-team

Zaten aşırı dramatik bi şekilde bu hakkını kaybetmiş olan İrlandalıların hissiyatı ile bu şekilde oynanması hoş olmamış. Benim milli takımım kural dışı bir gol ile elense ve böyle bir şakayla karşı karşıya kalsa Fifa'dan Henry'den girer goal.com'dan çıkardım.

Türk Kaleciler İçin Kariyer Günleri

Onur Recep Kıvrak'ın giderek artan maç performansı, ve aynı jenerasyonda umut bağlanan, gelecek vaad eden arkadaşlarının şu sıralar ilk 18 şansı dahi bulamıyor oluşu dikkatimi bir noktaya çekti.

Genelde tecrübeli yerlilerin sakatlığı, yabancıların da milli takımlarına gitmesi yahut eşinin doğum çocuğunun grip olması gibi şansa bağlı sebeplerle kaleye geçen ve "Vay be ne yetenekli yerli kaleciler varmış" dedirten son 4-5 yılın genç Türk kalecilerinden kariyerini en ideal ivme ile sürdüren Onur Recep Kıvrak oldu. Yeşilova'da futbola başlayıp Karşıyaka ile Bank Asya'da profesyonel oldu, daha sonra Trabzonspor'da 3. kaleci olarak Jefferson-Ahmet Şahin-Silva-Tolga gibi kalecilerin arkasında bekledi. Bu esnada Ümit Milli takımda uluslar arası tecrübe edindi. Nihayet bu sezon Şenol Güneş'in gelişi ile takımda 1.numara pozisyonunda o var. Gayet beklendiği gibi gelişen, sıralaması çok ideal bir kariyer akışı öyle değil mi?
Aslında her kaleci için bu tarz bir gelişim gerekli iken, milli takım kalesi için Rüştü-Volkan'a alternatif gösterilen Ufuk ve Hakan Arıkan gibi iki kaleci şu an klüplerinde forma şansı bulamıyor. Formsuzluk yahut yetenek ile alakalı sıkıntıları olmadıkları kesin. Fakat transfer oldukları takımların tecrübeli kaleci hassasiyeti, yabancı kaleci düşkünlüğü gibi unsurları göz önüne almadan, 70 model futbolcu kafası ile sadece büyük klüpler olduğu için o klüplere geçmeleri körelmelerine yol açıyor. Mesela Ufuk'un Leo Franco ve her daim 12 numara Aykut Erçetin var iken sürekli forma şansı bulabildiği bir Süper Lig ekibinden ayrılıp 3.kaleci olmayı göze alarak Galatasaray'a gelmesi nasıl açıklanabilir? Üstelik bu konuda gösterilebilecek en kötü örnek olan Aykut Erçetin'i nasıl görmez.

Aynı şekilde Hakan Arıkan; maç tecrübesi edinmesi gereken kariyerinin en önemli döneminde Rüştü Reçber'in sözleşme imzalamasından 1 ay sonra Beşiktaş'a imza atması nasıl bir planlamanın sonucudur? Kendisinden önce gençliğini tüketen, kariyerleri tepetaklak olan Ramazan Kurşunlu ve Volkan Ünlü'yü yiyen klübeye girmeyi nasıl göze alır?

Volkan Ünlü demişken, kariyerine Almanya'da Schalke'de devam etseydi 1 sezon daha sabredip Rost'un önüne geçseydi şu an milli takım için adı geçiyor olabilirdi. Şu an hangi klüpte forma giydiğini bile bilemiyoruz.
Yine Volkan Ünlü gibi Ramazan Özcan'ın Hoffenheim'dan sonra kariyerine Almanya'da devamlı forma şansı bulabileceği bi klüpte değil de Rüştü ve Hakan'ın sakatlığından doğan boşlukta 1-2 hafta kaleyi korusun diye kendisini kiralayan Beşiktaş'a gitmesi ve yarım sezonunu tribünde geçirmesi.. Sadece hazırlık maçlarında ve ciddiye alınmayan Ziraat Türkiye Kupası'nda 2 maçta oynadı. 25 yaşında bir kaleci için yapılabilecek en manasız transfer oldu heralde.

Sezon sonunda klüplerinden ayrılması muhtemel iki yetenekli yerli kaleci Serkan Kırıntılı ve Cenk Gönen'in bu tarz transferleri ve akıbetlerini örnek alarak hareket etmesi gerekiyor. Yahut bu işin ehli birinin genç Türk kalecilere kariyer planlaması hakkında konferans vermesi lazım geliyor.

25 Mart 2010 Perşembe

Gözlerinden okunuyor şike yapıyorsun


Arif, Hasagiç ve Taner serbest bırakılmış. Arif'in beyanat verirken çekilmiş fotografı da bu. Yani neden bilmiyorum ama bu adamın her hali bana bu işin içindeymiş gibi geliyor. Fotografı da buna delil gibi. "Şikeci tipi" diye bi tip olsa literatürde ahada bu olurdu heralde.

24 Mart 2010 Çarşamba

Makukula, Vittek - Kiralık Pivotlar

Yabancı transferi özürüsü Anadolu klüpleri bu sezon nası oldu ise eski alışkanlıklarından vazgeçip ne 3 büyükler gibi eski kaşar isimli futbolcuları ne de Cavcav gibi tüyü bitmemiş tecrübesiz gençleri getirdiler. Kiralama yolunu seçen aklı selim klüplerimiz hem maddi hem de performans açısından bi kaç isim dışında neredeyse tam randıman aldı.
Makukula'nın malum formu örnek teşkil etmiş olacak ki Ankaragücü'nün yeni yönetimi de yabancı oyuncuda kiralama yolunu seçerek mukadderatı aynı Makukula gibi olan Vittek ve Rothen'i kadrolarına kattı.

İlk maçlardaki tutukluğunu ligin ilk yarısında Lille'de kesik yemesi,devre arası kampını tam manası ile geçirememiş olması gibi sebeplere bağlayabiliriz. Ama uyum sorununu aşmış vaziyette ve geçtiğimiz hafta gayet şık son vuruşlarla Kayserispor'a 2 gol atmayı başardı. Rothen ve Geremi gibi iki tecrübeli oyuncunun da katkıları ile sezonu en az 10 gol ile tamamlar diye bi iddiam var.Makukula için 20 gol atar demiştim, tanımayan arkadaşlar dalga geçmişti.Adam kendi kalesine attıkları ile beraber 19'u gördü.

Dikkatimi çeken bi nokta her iki futbolcunun da pivot santrafor rolünde oluşu. Kreatif,adam eksiltebilen oyuncuların yokluğunda uzun toplarla yada kanat akınları ile gol aramaktan başka çaresi olmayan Anadolu takımlarının "yırtıcı forvet arayışları" nihayet dindi ve Türkiye Liglerinde skora en çok katkıyı yapabilecek hücumcu tipinin pivot santrafor olduğunu anladılar sanırım. Makukula ve Vittek attıkları ve atacakları ile bu duruma daha da fazla dikkat çekecektir.

Ayrıca her iki oyuncunun başarılı formlarını 2010 Dünya Kupası'nda var olabilme çabasına da bağlayabiliriz. Bu açıdan milli takım oyuncusu niteliğinde oyuncuların turnuva kadrolarına girebilmek için harcayacakları çabayı göz önüne alarak kiralık transferler gerçekleştirilebilir.

Tabi bir de satış opsiyonlarını alma-kullanma olayı var. Kiralık iken döktüren oyuncuların bonservisi alındıktan sonra rehavete kapılıp eski formundan uzaklaştığı gerçeği de var. Kalmaları halinde Makukula ve Vittek ile beraber Galatasaray'dan Dos Santos,Jo ve yine Ankragücü'nden Rothen'in formlarını merak ediyorum.

22 Mart 2010 Pazartesi

İdeolojik Derbi St Pauli - Hansa Rostock



Evet Lazio-Livorno türevi bir derbi ile daha karşı karşıyayız. Avrupa Kerhane Başkenti,uyuşturucunun gripin gibi marketlerde satıldığı solcu,aşırı solcu,en solcu tribüncüleri bünyesinde barındıran, klüp içi türlü ilginçliklerle reklam olan St. Pauli ile Almanya'da futbolsever neonazilerin en yoğun olduğu, çikolatanın bile beyazının tüketildiği tribünlere sahip son Doğu Alman Hansa Rostock karşılaşıyor önümüzdeki pazar günü.

Her derbiye taraf olma ihtiyacımızı bu derbide ne yönde gidermeliyiz St Pauli'nin Almanya'daki Türklerle aralarının iyi olduğunu duydum.Hatta "Faşistleri S.ktir Edin Biz Hepimiz Kardeşiz" şeklinde Türkçe pankart açtıkları rivayet edilir ama uydurma da olabilir. Yine de ideolojilerinden dolayı 1-0 mağluplar.
Hansa Rostock'da aşırı sağcı,direkt kafa tascı.Acısından yenmiyor yani.Ama yine de sayıları günden güne azalan sağ görüşlü tribünlerin sol görüşlüler karşısında var olması gerekliliğinden yola çıkarak Hansa'yı destekleyebiliriz diye düşünüyorum.
Ayrıca ağızları ile kuş tutsalar bana yaranamayacak olan sadece adı Türkçe olan Almancı futbolculardan Deniz Naki'nin geçtiğimiz derbide yaptığı resimdeki harekette Hansa'yı desteklememe bahane olabilir.
Neyse izleme imkanı bulursak izlenesi bi derbi gibi. Hansa Rostock taraftarının da deplasmana giderken çıkaracağı olayları merakla bekliyorum.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Mastürbasyon




İtalya İspanya İngiltere'yi hayal ederek Türkiye Ligi'ni yayınlamak.

Bunun adı mastürbasyon.
Parasını verdim pankartı da açtırırım.



22 Ocak 2010 Cuma

Yaşasın Futbol?

Yaşasın Futbol,Çok Özledik,Süper Lig Hasreti Sona erdi vb. formatta gazete başlıkları altında "33 günlük Süper Lig hasreti Fenerbahçe-Denizli maçı ile sona eriyor.." şeklinde başlayıp devam eden yazılar dikkatimi çekti sabah sabah."Neyi özledik biz?" diye bi sorguladım kendimi.Gazeteye göre Süper Lig'i özlemişiz.Halbuki bir sürü Türkiye Kupası maçı oynandı ülkemizde,İngiltere'de,İtalya'da ve bilumum liglerde maçlar hep devam etti.İzleyen futbol hasretini pek ala dindirmiş olmalı, değil mi?

Afedersiniz kıçının dibinde oynanan alt lig maçlarına bile gitme tenezzülünde bulunmayan "futbolseverler" neden belki de hayatı boyunca yerinden tek bir maçını dahi seyredemediği bir organizasyonu yani Süper Lig'i özellikle özler?

"Neyi özledik biz?" sorusunu tekrar ettim ve farkettim ki biz evde afedersiniz g.tü devirip tv'den maç izlemeyi özledik,yüzlerce binlerce km ötedeki camiaların iç çekişmelerini,birbirlerini yemelerini sobanın başında çekirdek çitleyip izlemeyi özledik.Yine tv'den maçı izleyip internetten boş beleş atışmaları özledik.Biz aslında futbol organizasyonu olan Süper Lig'i değil futboldan arta kalan nesi varsa hep onları özledik.

Gazetelere göre özlemini duyduğumuz Süper Lig maçları bu akşam başlıyor.Fenerbahçe-Denizli maçı ile beraber bu hafta oynananacak maçların seyirci ortalaması aslında neyi özlediğimizi ve ne kadar özlediğimizi daha iyi gösterecektir.

Aksiyon dizisi tadında Süper Lig'in yeni bölümü bu akşam Lig TV'de.Sakın kaçırmayın!

6 Ocak 2010 Çarşamba

Lazio arefeyi gösterir bayramı göstermez


1-0 geriden gel 4-1 öne geç.Bravo!

İlk maçında 2 gol at,hemde taraftarın gözünde en önemli maçta.Floccari kafadan 10 puan alarak başladı.


Di Canio'suz bir Livorno maçı ancak böyle bir skorla zevk verebilirdi Lazio sempatizanlarına.

Teşekkürler Lazio.

5 Ocak 2010 Salı

Şike


Ülkemizde şike tartışmaları yaklaşık bi 35-40 senedir var sanıyorum.Yanına teşvik primi-meşru olup olmadığı muhabbetleri ile beraber yıllardır şike konuşuluyor.Bi kaç aydır da Bochum Savcılığı'nın yaptığı şike araştırmasının Türkiye ile ilgili olan kısmı yüzünden şike muhabbetleri ayyuka çıkmış vaziyette.Şike ile ilgili klişe ama belki de gerçek olan inanışlar var.Mesela;


-Şike mi? Her maçta şike var olum bağlanmış her maç,İddaa ayarlıyo işi.

Biraz paranoyakça ama muazzam kitlesi var bu görüşün.Genelde iddaa oynayıp darbe yemiş para batırmış abilerin söylemdir.Pek araştırmacı oldukları söylenemez.Fikri sabit vardır bunlarda.Her maç bağlanmıştır.İddaa bültenine girmiş olan her ülke ve ligleri hakkında yorum yaparak "Finlandiya 2.liginde fena şike dönüyo sakın oynamayın,İsveç'te de Landskrona-Degerfors maçı bağlanmış ilk yarı 1 ikinci yarı 2" gibi söylemlerle kafa karıştırmada sınır tanımazlar.
mackolik.com civarı konuşlanmışlardır.


-Şike yapılıyo ama alt liglerde yapıyolar abi millet çakozlamasın diye.

Bu abimiz de işin çok gözler önünde dönmediğini,alt ligler ve yerel liglerde şike döndüğünü iddia eder.Ona göre İstanbul takımları şike yapmaz.Yapamazlar.Toz konduramaz tuttuğu büyük takıma.Ayrıcabu kadar medyanın merkezine yakın çevrede şike işi hemen ortaya çıkar diye düşünür.


-Almışlar teşviği baksana!

Bu abi de muhtemelen şampiyonluk yolunda yada küme düşmeme mücadelesinde bi takım taraftarıdır.Rakip takımın amaçsız ligde kalmayı yada düşmeyi garantilemiş olmasından yola çıkarak maç içerisinde 2 pas arka arkaya yapması ile bile gaza gelir ve teşvik primi alındığını iddia eder.En az ilk sıradaki abiler kadar paranoyaktır.


-Teşvik primi var,olmalı da.

Bu abi de sokakların kahvehanelerin İddaa bayilerinin İlhan Cavcav'ıdır bi yerde.Kaypak yönetici-teknik adamvari konuşmaları ile teşviğin suç değil futbolun içinde olması gereken bi hadise olduğunu savunurlar."Sen olsan almaz mısın olm o kadar parayı" şeklinde empatiye zorlamaları da en büyük silahlarıdır.


-Klüp yapmaz öyle şey topçularda i.nelik!

Bu abilerin de işi gücü futbolcularladır.Maçı satan takım yoktur,topçu vardır.Genelde kalecilere b.k atarlar.Zalad'sız Ankaragücü-Galatasaray'sız muhabbetleri yoktur,olamaz da.Ayrıca 2 sene amatör kümede top oynamışlığı olan kişiler olarak "bizede geliyodu böyle şeyler ama biz takımımızı satmıyoduk tabi" türünden kendi futbol yaşamlarından(!) kesitleri de sık sık aralara sıkıştırırlar.

2 Ocak 2010 Cumartesi

Ne oldu?


Ntvspor geçen yıl bu zamanlar blog yazarlarının katılacağı bi program yapma planları içerisindeydi.Bahsettiğim program şu aralar yayınlanan "Bağış Erten ve Banu Yelkovan ile Livornoculuk" dan başka bi formatta olacaktı bildiğim kadarı ile.Daha ciddi,daha derinlemesine daha yerel bi formda olacaktı diye duymuştuk.Üstelik kanala yakında bi kaynaktan almıştık duyumu.Ne oldu o iş?

26 Kasım 2009 Perşembe

Çeklerin Yeni Jenerasyon Uzunu - Lukas Magera

90lardan beri kısa forvet görmemiş Çek Cumhuriyeti milli takımı Koller ve Lokvenc'ten sonra yeni pivot santraforunu buldu.

Lukas Magera (Koller ve Lokvenc kadar olmasada) pivot santrafor ortalamasına yakın fiziksel özelliklerde bir oyuncu.1,95m boyunda ve 83kg ve 26 yaşında.Yaşı milli takımda ilk kez forma giyen bir oyuncu için biraz fazla gibi fakat yine emsalleri olan Koller ve Lokvenc'in de bu yaşlardan sonra milli takımda seri şekilde forma giymeye başladığını unutmamalı.
Çek Cumhuriyeti'nin Sparta Prag ile beraber oyuncu yetiştiren 2 klübünden biri olan Banik Ostrava'da futbola başlayan Magera klübünde oynadığı 110 maçta 45 gole imza atmış.2008 sezonunda Çek 2. liginin takımlarından Kladno'ya kiralanan Magera oradan Rumen ekibi Timişora'ya geçmiş.Burada zaman zaman ön libero olarak oynatılmış Gabriel Pancu misali.Bu sezon Timişora ile UEFA Ligi'nde de forma giyerek U21 milli takımından sonra uluslararası tecrübesini güçlendirdi.

Geçtiğimiz Haziran ayında Malta maçında ilk defa milli takıma seçildi.Çok başarısız geçen 2010 DK Elemelerinden sonra kadrosunu yenilemek zorunda olan yeni antrenör Bilek'in kadroda düşünebileceği genç yeteneklerden biri de Magera olabilir.

19 Kasım 2009 Perşembe

Kahrolsun Sömürgecilik


Ulan siyahi futbolcunun "Ben Interli değilim Milanlıyım" demesi ne kötü.Afrikalısın çocuğum sen,ne Milan'ı ne Inter'i?


Kahrolsun sömürgecilik.

14 Kasım 2009 Cumartesi

Arconada-Casillas

Güzel forma olmuş,nostaljik.Arconada'nın giydiğine benzetmek istemişler sanırım.Formaları benzesin de kaderleri benzemesin.