
Ulan siyahi futbolcunun "Ben Interli değilim Milanlıyım" demesi ne kötü.Afrikalısın çocuğum sen,ne Milan'ı ne Inter'i?
Kahrolsun sömürgecilik.

Güzel forma olmuş,nostaljik.Arconada'nın giydiğine benzetmek istemişler sanırım.Formaları benzesin de kaderleri benzemesin.
Bank Asya 1.Lig'in tarihinde maçı tv'den en çok yayınlanan takımı biz olmak üzereyiz.Ligin geçilen 8 haftasında 3.kez maçımızı yayınlayan D-Smart Pazar günkü Ç.Rize maçımızı da naklen yayınlayacakmış.Toplamda 9 haftada tam 4 kez takımımızın maçı yayınlanmış olacak.Bu sefer ki biraz farklı bi nedenden tabi.Ne bizim ligin yeni ekibi olmamızdan(K.Erciyes maçı) dolayı ne de maçımızın Pazartesi olmasından(Karşıyaka-Orduspor-Karabük-.Ç.Rize'nin 'nedense' özel bi durumu var sanki.Onların da her maçı tv den yayınlanmak zorundaymış gibi her hafta televizyondalar.
Bir futbol maçının içi ancak bu kadar boşaltılabilirdi.Ermenistan maçının sportif manada hiç bir değeri kalmadı gözümde.Tamamiyle politik emellere alet edilmiş bir toplantı olacak.Maç demek istemiyorum zira gözler sahadan çok maç öncesi-sonrası demeçlerde,Ermenliler için alınan sıkı güvenlik önlemlerinde ve tribünde olacak.Saha içi aksiyonu önemini zaten günler öncesinden kaybetmişti.
Malum spor içerikli haberlerin %90'ı milli takımımız şu günlerde.TV'lerde sürekli milli takım haberleri ve ekranda hep yenen gollerin kaybedilen maçların görüntüleri.Gözüme takılan hep aynı gol.2010 DK şansımızı yitirdiğimiz gol.Yani Salihovic'in maç 1-0 lehimize iken attığı o muazzam frikik golü.O gol yediğimiz andan beri beynimde replay durumunda.Paso başa sarıyorum.Düşünüyorum.Bosna-Hersek.Futbol altyapısı pazarı dönen paraları vs. bizim ülkemiz ile karşılaştırılamaz bile.Ama oyunun kaderine etki edecek özellikleri olan bi çok futbolcusu var.Salihovic'in frikiği olmasa Dzeko'nun kafası var Misimovic'in uzaktan çektiği şutu var,as kalecisini aratmayan kavak gibi Supic'i var.
Aslında Belçika maçı için bu konuyu yazma amacındaydım fakat Fatih Terim ilk 11'i açıkladığında Bosna Estonya'yı yenip filmi koparmamıştı henüz.O açıdan Belçika maçı hoş görülebilir.(Şahsım tarafından değil tabii ki.Milli takıma futbolcularını yollayan 3 büyükler tarafından)
Dün DK2010 şansımızı yitirdik,muhtemeldi,bekleniyordu.Biz de 5 futbolsever kahvehane insanı arkadaş olarak gayet serinkanlı bi şekilde maçları takip ettik,kendi çapımızda analizler yaptık,tahminler yürüttük.Maçlar beklediğimiz gibi bitti.Fatih Terim de beklediğimiz hareketi yapıp istifasını açıkladı.Bunun ardından bütün bir gece sadece çay tüketip aynı şeyi düşündük."Şimdi kim gelecek?"
Şenol Güneş geldi aklıma."hmmmm,hıııı" diye inleyen arkadaşların arasından biri "O da basınla mücadele edemiyor be kardeşim,neydi o Dünya Kupası zamanları.3.olduk adam hala şeklini koyamadı,her zaman eleştirildi" dedi.Basına karşı koyma hususu milli takım antenörlüğü için önemli bi özellik.Zira eleştirilere gerekli tavrı takınarak cevap veremiyorsanız basın hep üzerinize geliyor her yönünüzü eleştiri konusu ediniyor.Ki hatırlıyorum Şenol Hoca'nın giydiği takım elbiselerine bile eleştiri gelmişti 2002 Dünya Kupası'nda.Ayrıca antrenörlük dehası olmadığı da kesin.Ertuğrul için duyduğum şüphelerin büyük bi kısmını Şenol Hoca için de duydum.
Yerli hocaları tükemek üzereyken arkadaşın biri "Lan Bülent Uygun olabi..." demeye kalmadan kendisini evine doğru uğurladık.Aşırı dozda demli çaydan beyni bulanmış garibimin.
Bursa maçı sonrası Diyarbakırlı yöneticiler sanki el bombasının pimini çekecekmiş gibi "Çekerim bak yaklaşmayın valla çekerim takımı ligden" diye tehditler salladılar.Gerçi kimi tehdit ettiler,takımı çekseler kim "Aman yapmayın etmeyin" der orası meçhul.
Nedir bu "patlatma" uğraşı.
Bu türün 2.gelişmiş halleri de kendi takımlarımızın değil yabancı takımların serilerine takmış vaziyettedir.Daha elim ve vahimdir.Real Madrid'in galibiyet serisi bitsin diye Osasunalı Villarealli olan arkadaşlarım var,üzülüyorum,utanıyorum.
Geçtiğimiz sezon başında bi transfer söylentisi dolanıyordu,Anadolu klüpleri de hafif hafif Avrupa'da adı duyulmuş oyuncuları getirtmeye başlamıştı ve bu furyaya kapılan Kayserispor Nürnberg ile küme düşen Çeklerin ünlü santraforu Koller'e teklif götürmüştü.Tabi dedim ya söylentiydi bu,belki de Kayseri Koller ile hiç ilgilenmemişti bile ama bu isimde ve bu tarzda bir oyuncuyu Türkiye'ye getirmek çok akıllıca gelmişti bana.Olmadı.Kayseri Koller'i almadı.Hedef santrafor ile oynasa çok daha başarılı olabilecek olan Kayserispor tam tersi tarzda oynayan Aghahowa'yı transfer etti.Sonuç malum.Aghahowa ve Kayseri başarısız oldu ve yollar ayrıldı.
Geçtiğimiz sezonki Koller girişiminin söylenti olmadığı ise bu sezon başında belli oldu.Tolunay Kafkas yada Süleyman Hurma Koller ayarında bir santraforu gidip Portekiz'den bulup getirdi.Sezonun hemen başında Portekizli Ariza Makukula takıma kazandırıldı.
Aslında ülkemizde pek tanınmasa da zaman zaman Portekiz Milli takımının formasını dahi giyen bi oyuncu Zaire asıllı Makukula.Ve bu sezona gayet iyi başladı.Galatasaray maçında attığı gol ile ne derece tehlikeli bir santrafor olduğunu gösterdi.Sonrasında Denizli maçı ve bu akşam oynanan Beşiktaş maçı ile gol sayısını 3'e çıkarttı.
Makukula sezon sonuna dek,hava toplarında sıkıntı yaşayan Türk takımlarının savunmalarına zor anlar yaşatır ve Kayserispor için bir çok sayı üretir kanaatimce.Ayrıca Kayserispor'lu yöneticiler La Liga ve Premier Lig tecrübesi bulunan bir santraforu kiralık da olsa takımlarına kazandırarak muazzam iş çıkarmışlar.Süper Lig'e en azından UEFA Kupası'na katılma hedefi ile başlayan kalburüstü Anadolu klüplerimiz Kayserispor'un bu hamlesini görmeliler ve bu transfer politikasını benimsemeliler.Bursaspor Eskişehirspor Gaziantepspor gibi klüplerimiz bu ayarda transferleri yapacak maddi güce sahipler.
Giderayak böyle bi derbiye denk gelmiş olmam hem sevindirici hem üzücü oldu.Zira ilk 4 dakikadaki şovu izleyip 2.yarıyı seyredememiştim askeri birliğime yol almam sebebiyle.Uzunca bir süre yazmama durumunda kalırım diye düşünürken böylesine ezici bir galibiyete kayıtsız kalamadım,çok değerli Ömerciğimin de isteği üzerine yazıyorum.
"Sezona fırtına gibi başlayan" diye girip bu aralar ne kadar formsuz ve istikrarsız olduğundan dem vurulan Lazio bugün maçın başında Roma'yı nasıl da komaya soktu! Derbi maçların favorisi olmaz klişesinin yanında bir de ligde daha alt sırada olan kazanır eklenmeli bence.Dikkat ediyorum 2 takım arasındaki maçlarda üst sıradaki kimse maçı kazanmak zorunda olan ligde hedefleri bulunan hangi takım ise o takım daha bozuk bir konsantrasyonla ve tutuklukla maça başlıyor.Bugün de öyle oldu ŞL yahut UEFA hedefinde olan takım Roma iken ligdeki hedeflerinden uzakta ve istikrarsız olan Lazio kazanmak zorunda gibiydi.