19 Kasım 2009 Perşembe

Kahrolsun Sömürgecilik


Ulan siyahi futbolcunun "Ben Interli değilim Milanlıyım" demesi ne kötü.Afrikalısın çocuğum sen,ne Milan'ı ne Inter'i?


Kahrolsun sömürgecilik.

14 Kasım 2009 Cumartesi

Arconada-Casillas

Güzel forma olmuş,nostaljik.Arconada'nın giydiğine benzetmek istemişler sanırım.Formaları benzesin de kaderleri benzemesin.

14 Ekim 2009 Çarşamba

Düş yakamızdan D-Smart

Bank Asya 1.Lig'in tarihinde maçı tv'den en çok yayınlanan takımı biz olmak üzereyiz.Ligin geçilen 8 haftasında 3.kez maçımızı yayınlayan D-Smart Pazar günkü Ç.Rize maçımızı da naklen yayınlayacakmış.Toplamda 9 haftada tam 4 kez takımımızın maçı yayınlanmış olacak.Bu sefer ki biraz farklı bi nedenden tabi.Ne bizim ligin yeni ekibi olmamızdan(K.Erciyes maçı) dolayı ne de maçımızın Pazartesi olmasından(Karşıyaka-Orduspor-Karabük-.Ç.Rize'nin 'nedense' özel bi durumu var sanki.Onların da her maçı tv den yayınlanmak zorundaymış gibi her hafta televizyondalar.

Aslında şikayetçi olunmaması beklenenen bi durum bu fakat ben Çanakkale'deki maçların tv'den yayınlanmasından rahatsızım.Stada gelip maçını seyredebilecek bir sürü insan kahvelerden yada evinden izliyor maçı.Stada yönlenecek seyirciyi daha sokağa çıkmadan evine bağlayan tv yayınları biz gibi taraftara ihtiyacı hat safhada olan takımlar için berbat bi hadise.

Umarım D-Smart Çanakkale'deki son yayınını yapar.

13 Ekim 2009 Salı

Bayrak Hadisesi - Texas'ın tavrı

Bir futbol maçının içi ancak bu kadar boşaltılabilirdi.Ermenistan maçının sportif manada hiç bir değeri kalmadı gözümde.Tamamiyle politik emellere alet edilmiş bir toplantı olacak.Maç demek istemiyorum zira gözler sahadan çok maç öncesi-sonrası demeçlerde,Ermenliler için alınan sıkı güvenlik önlemlerinde ve tribünde olacak.Saha içi aksiyonu önemini zaten günler öncesinden kaybetmişti.
Bir futbol müsabakasına bu kadar alakasız anlam yüklenince olağan durumlar da abartılı hale geliyor,demeçler şaşkınlık veriyor. Ermenilerin kışkırtılmaması amacı ile maçtan önce bir emniyet müdürü Texas taraftarı olduğu söylenen bir grup Bursasporluya vaaz verdi."Taş sopa yasak çakmak yasak bozuk para yasak" dedi,klasik cümleler zaten biliyoruz eyvallah amirim fakat "Stada Türk ve Ermeni bayrakları dışında bayrağın girişi yasak" cümlesi bi anlık durgunluğa sebep oldu.O kısımda herkesin beyninde aynı şimşek patlamış demek ki.

Eşşeğin aklına karpuz kabuğunu sokmak bu işte! Stada doluşturulacak binlerce apolitik devlet çalışanının zaten öyle bi niyetinin olması,olsa bile gerçekleştirmesi mümkün mü be amirim! Stada az sayıda girecek olan sivil vatandaşın ve bir grup Texaslının aklına Azeri bayrağı açma fikrini sen soktun.Vebali boynuna.Bursa esnafı şimdiden başlamış Azeri bayraklarını asmaya.Gaza gelen bir grup iş adamı da 10 bin adet Türk 10 bin adet Azeri bayrağını dağıttırmış.Tanıdığım milliyetçi Bursaspor taraftarları da yarın stadta bu bayrak olayına bi vurgu yapacaktır.Zaten 1-2 saat önce vali bey de kararından vazgeçmiş ve yolu vermiş "Bayrak sokma yasağı yoktur" şeklinde açıklamayı yapmış.

Yarın çok acayip bi olay bizi bekliyor.Sırf ne kadar bayrak açılacak tepkiler nası olacak Texas bi aksiyona girişecek mi bunları merak ettiğim için izleyeceğim.

Ulan Salih

Malum spor içerikli haberlerin %90'ı milli takımımız şu günlerde.TV'lerde sürekli milli takım haberleri ve ekranda hep yenen gollerin kaybedilen maçların görüntüleri.Gözüme takılan hep aynı gol.2010 DK şansımızı yitirdiğimiz gol.Yani Salihovic'in maç 1-0 lehimize iken attığı o muazzam frikik golü.O gol yediğimiz andan beri beynimde replay durumunda.Paso başa sarıyorum.Düşünüyorum.Bosna-Hersek.Futbol altyapısı pazarı dönen paraları vs. bizim ülkemiz ile karşılaştırılamaz bile.Ama oyunun kaderine etki edecek özellikleri olan bi çok futbolcusu var.Salihovic'in frikiği olmasa Dzeko'nun kafası var Misimovic'in uzaktan çektiği şutu var,as kalecisini aratmayan kavak gibi Supic'i var.

Her ülkede en az 3-5 tane var bunlardan.Bi çok özelliğinin yanında kendisini meşhur eden tek bir özelliği daha olan futbolcular.Ve nedense bizden hiç çıkmayan modelde futbolcular bunlar.

Düşünüyorum şimdi.Milli takımın forvetlerini ele alıyorum.Hani Türk forvetlerinin arasında kalburüstü olanlar onlar ya.Semih,Sercan,Nihat,Mevlüt,Halil.Oyun modelleri aynı,özellikler birbirine denk,aralarında en hızlı koşan kim mesela ayırabilir miyiz? Yada içlerinde en iyi adam eksilten hangisidir? Yahut "Şu hava toplarına çok hakimdir" diyebileceğimiz var mı? Yok.Dümdüz önliberodan bozma forvetlerimiz var.Nihat'ın zaman zaman attığı sert şutlar dışında hepsi birbirine benzer "al birini vur ötekine" modelinde forvetler.

Tamam belki forvet böyle ya diğer mevkiler nasıl?

Kanat oyuncularımız.Arda-Hamit en gözde olanları mesela.İsabetli orta yüzdeleri çok mu yüksek?Değil. Kaleye çektikleri şutların isabet yüzdeleri? O da yeterli değil.

"Uzaktan iyi vurur", "Frikikten atar" "Kornerden asist yapar" hadi bunları geçtim uzun taç atabilen kaç futbolcu var kadromuzda.Günü bırak geçmişte bile Ümit Davala'dan başka hatrıma gelmiyor.Frikik kullanan futbolcumuz bi tek Hami olarak kalmış aklımda.Mhyre'nin çabaları sayesinde Hamit'in hasbelkader attığı frikikler dışında frikikten attığımız gol hatırlayan var mı?

Maçın gidişatına tesir edebilecek kritik özellikleri bulunan oyuncularımız yok.Tıkanan maçlarda hala topu diğerlerine göre biraz daha iyi kullanabilen oyuncuya topu ulaştırmaktan başka çabamız yok.Doldur-boşalt yapmak gerektiğinde oyuna alabileceğimiz uzun santraforumuz yok.Rakip savunmayı yıpratacak dripling yapacak forvetimiz yok.
Alın işte yıllar yılı oyunu dikine oynayabilen adam eksilten bi Arda Turan çıkmıştı ki savunmacılar onun da şifresini çözdü,devreleri yandı çocukcağızın.Kendini çalımlar oldu.Oyununa katamadı.Şut çekeceği noktalarda dahi bu yönünün eksikliği yüzünden savunmaların arasına dalar oldu.

"Amma sert vuruyo kerata" dediğimiz Sabri hala sadece sert vuruyo.İsabet? Allaha emanet.

Savunmacılarımız? Memlekette kanun mu kural mı bilemiyorum,boyu belli uzunluktan daha yüksek değerde olan insanlarımıza potansiyel stoper olarak bakılıyor.Aynı modelde Gökhan-Servet ile nereye kadar.Üstelik o boylarına rağmen çıktıkları hava toplarında çok etkili olduklarını söylemek de mümkün değil.Skora katkı? Servet gününde falan olursa.Gökhan Zan'ın ihtimali bile yok.

Üstelik bu durumu aksine çevirmek için oyuncularımızın belli yönlerini geliştirmeye çalıştıklarına da inancım yok.Alttan gelen ve kendine has özellikleri olan oyuncu da göremiyorum açıkçası.Düz,dümdüz futbolcularla,orta karar savunmalar ortasahalar forvetler ile ne başarı beklenir takımlarımızdan ne de görsellik.

11 Ekim 2009 Pazar

Türkiye - Ermenistan - 3 Büyüklerin Sakatlık Telaşesi

Aslında Belçika maçı için bu konuyu yazma amacındaydım fakat Fatih Terim ilk 11'i açıkladığında Bosna Estonya'yı yenip filmi koparmamıştı henüz.O açıdan Belçika maçı hoş görülebilir.(Şahsım tarafından değil tabii ki.Milli takıma futbolcularını yollayan 3 büyükler tarafından)

Ermenistan maçının ilk 11'ini merak ediyorum şimdiden.Zira milli takımın oyuncu kadrosunun %90'ını oluşturan 3 büyük klübün oyuncularının milli takımdan sakat dönmesi şikayeti var uzun süredir.

Zamanında Rüştü'nün İtalya ile oynanan hazırlık maçında sakatlanışı ve Fenerbahçe-TFF arasındaki problem ve geçtiğimiz Estonya maçında sakatlanan Gökhan Zan için Riijkard'ın Fatih Terim'e serzenişi akıllarda.Estonya ve Bosna maçları için Fatih Terim ve ekibinin geçerli sebepleri vardı fakat bu sefer durum farklı.Tamamen formalite maçı.(Politik önemini göz ardı ederek).Ve 3 büyük klübün önümüzdeki haftalarda önemli maçları var.(Galatasaray-Trabzon Fenerbahçe Galatasaray,Beşiktaş-Wolfsburg..)

Bakalım Fatih Terim 3 büyük klübün bu durumunu göz önüne alacak mı? Maça ideale yakın bir 11 ile ile çıkıp sakatlık yaşanır ise klüplerin tepkisi ne olacak,görevini tamamlamış olan Fatih Terim ne cevap verecek?

Neden Lucescu?

Dün DK2010 şansımızı yitirdik,muhtemeldi,bekleniyordu.Biz de 5 futbolsever kahvehane insanı arkadaş olarak gayet serinkanlı bi şekilde maçları takip ettik,kendi çapımızda analizler yaptık,tahminler yürüttük.Maçlar beklediğimiz gibi bitti.Fatih Terim de beklediğimiz hareketi yapıp istifasını açıkladı.Bunun ardından bütün bir gece sadece çay tüketip aynı şeyi düşündük."Şimdi kim gelecek?"

Ertuğrul Sağlam dedi bir arkadaş.Aynı anda diğer 4 kişinin ağzından "Cıkk! Ertuğrul olmaz" kelimeleri döküldü.Ertuğrul'u öneren arkadaş kabahat işlemişcesine kafasını öne eğdi.Diğer arkadaşların gerekçelerini bilemiyorum ama bence Ertuğrul Beşiktaş'taki görevinin altında bile ezilmişken milli takım gibi her yönden eleştiri alabileceği bir takımı çalıştırması mümkün gelmedi bana.Ayrıca teknik direktörlük becerileri hakkında da şüphelerim var.

Düşündük yine,Ayvalık'ın Midilli'nin yanıp sönen ışıklarına bakarak."Olum Denizli istifa ederse o gelir" dedi bi başka arkadaş.Tamam gelmesine gelir,o görevin de altından kalkabilecek 2-3 yerli hocadan da biridir Denizli fakat henüz istifa etmiş değil bu bir,ikincisi Beşiktaş'taki görevini bırakıp hemen akabinde milli takımın başına geçmesi mümkün değil.Ayrıca Denizli'nin sezon ortasında görevi bırakabileceğine de ihtimal vermedim ben şahsım adına.

Şenol Güneş geldi aklıma."hmmmm,hıııı" diye inleyen arkadaşların arasından biri "O da basınla mücadele edemiyor be kardeşim,neydi o Dünya Kupası zamanları.3.olduk adam hala şeklini koyamadı,her zaman eleştirildi" dedi.Basına karşı koyma hususu milli takım antenörlüğü için önemli bi özellik.Zira eleştirilere gerekli tavrı takınarak cevap veremiyorsanız basın hep üzerinize geliyor her yönünüzü eleştiri konusu ediniyor.Ki hatırlıyorum Şenol Hoca'nın giydiği takım elbiselerine bile eleştiri gelmişti 2002 Dünya Kupası'nda.Ayrıca antrenörlük dehası olmadığı da kesin.Ertuğrul için duyduğum şüphelerin büyük bi kısmını Şenol Hoca için de duydum.
Yerli hocaları tükemek üzereyken arkadaşın biri "Lan Bülent Uygun olabi..." demeye kalmadan kendisini evine doğru uğurladık.Aşırı dozda demli çaydan beyni bulanmış garibimin.

Yabancı hocaları düşünmeye başladık.Yerlilerden umudumuzu kesmiştik zira.Her biri için geçerli sebeplerimiz vardı.Fakat nedense yabancı hoca mevzubahis olunca Türk takımlarının tercihleri beni hep şaşırttı bu zamana kadar.Galatasaray'ın 2. kez Feldkamp tercihi ve Almanya'da dahi kendini kanıtlama aşamasını geçmemiş Skibbe'si Trabzonspor'un Lazaroni'si küme düşüren Broos'u,Beşiktaş'ın Tigana'sı hep beklemediğim isimlerdi.Federasyonun da böyle bir süpriz yabancıyı getirip milli takımın başına geçirmesi ihtimali kafamı çok bozdu o an için.Arkadaşlara da ilettim bu kötü hissiyatımı.Aynen katıldılar.

Peki federasyon süpriz birini seçmese gayet makul birini seçse kim gelirdi milli takımın başına? Düşündük.Aklımıza saçma sapan isimler geldi."Gigi Multescu gelsin lan" diyen bile oldu.Ama hepimizin aklında hep sotede beklettiğimiz bi isim vardı.Lucescu.Adam nasıl bir güven verdi ise millete,"Lucescu gelse üfff takım çatır çatır top oynar" diyor herkes.Hiç istisnasız Lucescu ismi herkezi heyecanlandırıyor.Her antrenöre kulp takabilecek insanlar bile "Ha tamam o gelirse olur" diyor.Lucescu'nun Türkiye'de 2 İstanbul takımını şampiyon yapmış olması,Galatasaray'a Süper Kupa'yı kazandırması,Şampiyonlar Ligi.'nde hem Beşiktaş hem Galatasaray ile başarılı oluşu muhakkak ki onu güvenilir kılan yön.Fakat bu adamın antrenörlüğü dışında Türk Futbol Kamuoyunda belli bir ağırlığının olması,her önemli maçtan önce "Lucescu'nun da görüşlerini aldık..." şeklinde bilirkişi olarak görülmesi de bu güvenilirliğini elde etmesinde önemli.

Federasyonda da muhakkak bizim gibi kahvehane insanları gibi düşünen insanlar mevcuttur.Hatta şu an ciddi manada Lucescu ile görüşmeler bile başlamış olabilir.Eğer Lucescu gelir ise ilk defa bir antrenörün göreve gelişi beni ve bi çok insanı tatmin edecek sanırım.

10 Ekim 2009 Cumartesi

Çanakkale 17 Gençlik


http://canakkale17genclik.blogspot.com/ adresinden hafif hafif Çanakkale Dardanel'i karalamaya başladım.Asıl amacım blog aleminde düzenli olarak bu takımı yazan blog yazarlarını bi yerde toplamak,tek elden yayın yapmak.Şimdi tek tek hepsine ulaşıp bu talebimi ileteceğim.Biberleyelim Co!

28 Eylül 2009 Pazartesi

Çek git bebeğim uzaklara

Bursa maçı sonrası Diyarbakırlı yöneticiler sanki el bombasının pimini çekecekmiş gibi "Çekerim bak yaklaşmayın valla çekerim takımı ligden" diye tehditler salladılar.Gerçi kimi tehdit ettiler,takımı çekseler kim "Aman yapmayın etmeyin" der orası meçhul.

Maçlarda taraftarları aleyhlerine yapılan tezahüratlardan şikayetçiler,fakat o tezahüratları hak etmediklerini gösteren tek bir hareketlerini göremedik devlet ittirmesinden sonra 2.kez çıktıkları Süper Lig maçlarında.Özellikle Fenerbahçe maçında yapılanları hatırladıkça Bursa'da gördükleri muamele "müstehak" gibi geldi bana.

Başkanın açıklamaları da enteresan,Fenerbahçe maçındaki olayları yönetime karşı bi provakasyon olarak nitelendirmiş,Bursa'da yapılanlar ise ülke adına ürkütücü seviyede siyasi olaylarmış,Diyarbakırspor Türkiye'nin takımıymış.Kardeşlik ve barış sürecindeymişiz vs vs..Bu kadar politik cümleden sonra Diyarbakırspor'un ajitasyon yolu ile 1-2 sezonu daha devlet eli yardımı ile Süper Lig'de geçirmesi muhtemel. Zira dönem "barış süreci,kardeşlik,dostluk" söylemlerinin en çok piyasa yaptığı dönem.

Diyarbakır yönetiminden kendini bilmezin biri de "Bursaspor'u Diyarbakır havaalanına indirmeyiz" demiş.Benim tanıdığım Bursalılar bu sözlerden sonra oraya ama uçakla ama trenle ama otobüsle gider "Türkiyenin takımıyız" diyenlere,şehir takımcılığı şehir takımı taraftarlığı nasıl olur ders verir.

26 Eylül 2009 Cumartesi

Bu hafta patlar mı?

Nedir bu "patlatma" uğraşı.

"Galatasaray Eskişehir'le oynuyo hacı,bu hafta patlar mı Cim Bom he?"

"Olum Antalya kesin Fener'den puan alıcak,patlıycaklar bu hafta görürsün"

Millet olarak serileri bozma,bozdurma,bozulunca sevinme olayımızı çözebilmiş değilim.Galatasaray taraftarı haricinde herkes Es-Es-Es Ki-Ki-Ki diye dolanıyor ortalıkta,aynı şey Antalya için de geçerli.Neden bozan taraftanız? Hadi Beşiktaş taraftarısın ve rakiplerinin rakibini destekliyorsun,anlarım Bursalısı Kayserilisi Çanakkalelisi..Size noluyor ulan?

Bu türün 2.gelişmiş halleri de kendi takımlarımızın değil yabancı takımların serilerine takmış vaziyettedir.Daha elim ve vahimdir.Real Madrid'in galibiyet serisi bitsin diye Osasunalı Villarealli olan arkadaşlarım var,üzülüyorum,utanıyorum.

20 Eylül 2009 Pazar

Maku

Geçtiğimiz sezon başında bi transfer söylentisi dolanıyordu,Anadolu klüpleri de hafif hafif Avrupa'da adı duyulmuş oyuncuları getirtmeye başlamıştı ve bu furyaya kapılan Kayserispor Nürnberg ile küme düşen Çeklerin ünlü santraforu Koller'e teklif götürmüştü.Tabi dedim ya söylentiydi bu,belki de Kayseri Koller ile hiç ilgilenmemişti bile ama bu isimde ve bu tarzda bir oyuncuyu Türkiye'ye getirmek çok akıllıca gelmişti bana.Olmadı.Kayseri Koller'i almadı.Hedef santrafor ile oynasa çok daha başarılı olabilecek olan Kayserispor tam tersi tarzda oynayan Aghahowa'yı transfer etti.Sonuç malum.Aghahowa ve Kayseri başarısız oldu ve yollar ayrıldı.
Geçtiğimiz sezonki Koller girişiminin söylenti olmadığı ise bu sezon başında belli oldu.Tolunay Kafkas yada Süleyman Hurma Koller ayarında bir santraforu gidip Portekiz'den bulup getirdi.Sezonun hemen başında Portekizli Ariza Makukula takıma kazandırıldı.
Aslında ülkemizde pek tanınmasa da zaman zaman Portekiz Milli takımının formasını dahi giyen bi oyuncu Zaire asıllı Makukula.Ve bu sezona gayet iyi başladı.Galatasaray maçında attığı gol ile ne derece tehlikeli bir santrafor olduğunu gösterdi.Sonrasında Denizli maçı ve bu akşam oynanan Beşiktaş maçı ile gol sayısını 3'e çıkarttı.
Makukula sezon sonuna dek,hava toplarında sıkıntı yaşayan Türk takımlarının savunmalarına zor anlar yaşatır ve Kayserispor için bir çok sayı üretir kanaatimce.Ayrıca Kayserispor'lu yöneticiler La Liga ve Premier Lig tecrübesi bulunan bir santraforu kiralık da olsa takımlarına kazandırarak muazzam iş çıkarmışlar.Süper Lig'e en azından UEFA Kupası'na katılma hedefi ile başlayan kalburüstü Anadolu klüplerimiz Kayserispor'un bu hamlesini görmeliler ve bu transfer politikasını benimsemeliler.Bursaspor Eskişehirspor Gaziantepspor gibi klüplerimiz bu ayarda transferleri yapacak maddi güce sahipler.

19 Eylül 2009 Cumartesi

Incredible Come Back

"Bitmez!" denen bitti olmaz denen oldu ve eve geri döndüm.Askerlik görevim bitti.

Anne yemeği,televizyon kumandası ve sivil giyisilerle beraber blog aleminde dolanmak da özlediklerim arasındaymış meğer.Derhal blog görünümüne bi ayar verdim ve yazmaya başladım hafiften.Futbol karalamaya devam edicem naçizane.

11 Nisan 2009 Cumartesi

Roma'da Lazio vardır!

Giderayak böyle bi derbiye denk gelmiş olmam hem sevindirici hem üzücü oldu.Zira ilk 4 dakikadaki şovu izleyip 2.yarıyı seyredememiştim askeri birliğime yol almam sebebiyle.Uzunca bir süre yazmama durumunda kalırım diye düşünürken böylesine ezici bir galibiyete kayıtsız kalamadım,çok değerli Ömerciğimin de isteği üzerine yazıyorum.

"Sezona fırtına gibi başlayan" diye girip bu aralar ne kadar formsuz ve istikrarsız olduğundan dem vurulan Lazio bugün maçın başında Roma'yı nasıl da komaya soktu! Derbi maçların favorisi olmaz klişesinin yanında bir de ligde daha alt sırada olan kazanır eklenmeli bence.Dikkat ediyorum 2 takım arasındaki maçlarda üst sıradaki kimse maçı kazanmak zorunda olan ligde hedefleri bulunan hangi takım ise o takım daha bozuk bir konsantrasyonla ve tutuklukla maça başlıyor.Bugün de öyle oldu ŞL yahut UEFA hedefinde olan takım Roma iken ligdeki hedeflerinden uzakta ve istikrarsız olan Lazio kazanmak zorunda gibiydi.

Mexes için ayrı bir paragraf yazmak istiyorum.Bu adamın çirkefliği yüzüne de mi yansımış nedir Totti'nin bi boy ufağı şeklinde ama x2 kat daha pislik maç içinde.Yenilgiyi kaldıramama gibi bir durumu var.Allah acılarını tez elden dindirsin.

Balıkesir otogarındaki internet cafe hakkında da yazmalıyım.Gayet rahat,servis iyi,menü sağlam,çaylar demli,tostlar kıyak.Tavsiye ederim.

02 Nisan 2009 Perşembe

Rahat! Hazrıoouuul!

Asker oldum dün itibari ile.Bloga zaten uzun zamandır yazamıyordum bu da askerden dönene kadar ki son yazım olur muhtemelen.Ölmez sağ kalır isem askerlik dönüşü de yazıp çizme niyetindeyim.

05 Mart 2009 Perşembe

Özledik - Sportaç



Neredesin çocukluğumuzun markası?